Donnerstag, 1. Mai 2025

Kürdistan´ın Acilen Su Stratejisi Olmalıdır

Kürdistan neresi?

Bir kac tane Kürdistan tarifi var. Merkezi Kürdistan, Etnik Kürdistan, Kültürel Kürdistan. Merkezi Kürdistan dört ülke tarafından işgal edilmiş yaklaşık 540.000 km² büyüklüğünde bir coğrafyadır. Etnik Kürdistan´a Azerbaycan, Ermenistan, güney Hazar da dahildir. Kültürel Kürdistan haritası çok daha büyüktür.

Burada merkezi Kürdistan´ı kastetmekteyim. Türkçe yazmamın sebebi, Kuzeydeki iyi derecede Kürtçe bilmeyenlerin de anlamasıdır.

Biliyor musunuz? Kuzey Kürdistan´daki tatlı yeraltı suları, tüm Türkiye´nin 4 katıdır. Ne demişti dünyaca ünlü jeolog Prof. Dr. Celâl Şengör? "Doğu Anadolu'nun suyunu ele geçirirsen Orta Doğu'ya hükmedebilirsin". 1990´larda Türk devleti Kürdistan´ın kendisine yar olamayacağını, birgün elinden çıkacağını idrak etti. Madem Kürdistan benim değil o halde ben de iliğine kadar kullanır, sonra atarım diye planlar yaptı. Kürdistan´ı sömürme, tahrip etme, demografik yapısını değiştirme ve yapabiliyorsa sınırlarını küçültme siyasetine başladı. 

Bir düşünün insan vatan dediği yere bu kadar kötülük yapar mı? Ormanlarını yakar mı? Tarımını öldürür mü? Doğal hayvan ırklarını ortadan kaldırır mı? Her yere baraj yapar mı?  

Merkezi Kürdistan´ın yeraltı suları, jeolojik yapısı, iklimi ve coğrafi konumu nedeniyle oldukça önemlidir. Aşağıda merkezi Kürdistan’ın yeraltı sularıyla ilgili detaylı bilgi sunuyorum:

Jeolojik ve Coğrafi Yapı

Kürdistan, Zagros ve Toros sıradağlarının etkisi altındadır. Bu dağlık alanlar, yeraltı sularının birikimi ve hareketi için uygun koşulları sağlar:

Kalker (Kireçtaşı) Formasyonları: Zagros Dağları’nda yaygın olan kireçtaşı kayaçlar, suyun infiltrasyonuna (sızmasına) izin veren gözenekli bir yapıya sahiptir. Bu, yeraltı suyu akiferlerinin (su taşıyan tabakalar) oluşumunu destekler.

Tektonik Çatlaklar: Bölgedeki tektonik aktiviteler, yeraltı sularının biriktiği çatlak ve fay sistemleri oluşturur. Bu çatlaklar, suyun depolanması ve hareketi için doğal kanallar sağlar.

Havzalar: Mezopotamya havzası (özellikle Güney Kürdistan’da) ve Dicle-Fırat nehir sistemleri, yeraltı sularının yüzeyle bağlantısını kolaylaştırır.


Yeraltı Suyu Kaynakları

Akiferler: Bölgede hem sığ hem de derin akiferler bulunur. Özellikle Güney Kürdistan’da (Erbil, Süleymaniye ve Duhok çevresi) kireçtaşı ve alüvyon tabakalarında zengin yeraltı suyu rezervleri vardır.

Sığ Akiferler: Yüzeyden 10-50 metre derinlikte bulunur ve genellikle tarım için kullanılır.

Derin Akiferler: 100-500 metre derinlikte yer alır. Bu akiferler daha temiz ve büyük hacimde su içerir, ancak çıkarılması daha maliyetlidir.

Kaynaklar ve Pınarlar: Zagros Dağları’ndaki yüksek rakımlar, yağışların yeraltına sızmasını sağlar ve bu sular, dağların eteklerinde doğal kaynaklar (pınarlar) olarak yüzeye çıkar. Örneğin, Süleymaniye çevresindeki pınarlar, yerel halk için önemli bir su kaynağıdır.

Artezyen Kuyular: Bazı bölgelerde (özellikle Güney Kürdistan’da), yeraltı sularının basınçlı olduğu artezyen kuyular bulunur. Bu kuyular, suyun kendiliğinden yüzeye çıkmasını sağlar.


Yeraltı Sularının Kullanımı

Tarım: Kürdistan’da tarım, ekonominin temel taşlarından biridir. Yeraltı suları, özellikle Dicle ve Fırat nehirlerine uzak bölgelerde sulama için yoğun şekilde kullanılır. Ancak bu, aşırı kullanım nedeniyle bazı bölgelerde yeraltı suyu seviyelerinin düşmesine neden olmuştur.

İçme Suyu: Şehirlerde (örneğin, Erbil ve Süleymaniye) yeraltı suları, içme suyu ihtiyacını karşılamak için kuyulardan çekilir. Ancak suyun kalitesi, bölgedeki kirlilik ve tuzluluk sorunları nedeniyle değişkenlik gösterebilir.

Sanayi: Petrol endüstrisi gibi sanayi faaliyetleri de yeraltı sularını kullanır, bu da su kaynakları üzerinde baskı yaratır.


Yeraltı Sularının Durumu ve Sorunları

Bol Kaynaklar: Zagros Dağları’ndaki yüksek yağış (yıllık 400-1.000 mm) ve kar erimeleri, yeraltı sularının düzenli olarak yenilenmesini sağlar. Özellikle Kuzey Kürdistan’da yeraltı suyu potansiyeli yüksektir.

Aşırı Kullanım: Tarımda bilinçsiz sulama ve artan nüfus, yeraltı suyu seviyelerinin azalmasına yol açıyor. Örneğin, Erbil çevresinde son 20 yılda yeraltı suyu seviyelerinde belirgin bir düşüş gözlemlendi.

Kirlilik: Tarımda kullanılan kimyasallar (gübre, pestisit) ve sanayi atıkları, yeraltı sularını kirletiyor. Ayrıca, bazı bölgelerde (özellikle petrol sahalarının yakınında) petrol sızıntıları su kalitesini tehdit ediyor.

Tuzluluk: Güney Kürdistan’ın güneyinde, Mezopotamya havzasına yakın bölgelerde yeraltı sularında tuzluluk problemi artıyor. Bu, suyun tarım ve içme suyu için kullanımını zorlaştırıyor.

İklim Değişikliği: Bölgede artan kuraklık ve yağış düzenindeki değişiklikler, yeraltı sularının yenilenme oranını azaltıyor. Özellikle son yıllarda kar yağışının azalması, pınarların ve akiferlerin dolmasını olumsuz etkiledi.


Bölgesel Farklılıklar

Kuzey Kürdistan: Toros Dağları’ndan gelen sular, bölgede zengin yeraltı suyu kaynakları oluşturur. Ancak GAP Projesi (Dicle ve Fırat üzerindeki barajlar) yeraltı suyu seviyelerini ciddi manada olumsuz etkiliyor. Barajlar sömürgeci siyasetlerin sonucudur. 

Türkiye çoğu hidrolik barajı Kürdistan´da yapmaktadır. 70 yada 100 yıl ömrü vardır bu barajların. Sonunda kum birikiyor ve o coğrafya çölleşiyor. Hidrolik barajları Kürdistan´a yatırım gibi sunan Kürt siyasetçileri sadece cahil değildirler, günahkardırlar da.

Güney Kürdistan: Zagros Dağları’nın etekleri, yeraltı suları açısından en zengin alanlardır. Ancak savaşlar ve altyapı eksikliği, su kaynaklarının etkin yönetimini zorlaştırıyor.

Doğu Kürdistan: Zagros Dağları’nın Rojhilat tarafında da bol yeraltı suyu bulunur, ancak kuraklık ve aşırı kullanım burada da sorun yaratıyor.

Güneybati Kürdistan (Rojava): Bu bölge daha kurak bir iklime sahip olduğu için yeraltı suları sınırlıdır ve Fırat Nehri’ne bağımlılık yüksektir. Rojava çok acilen su stratejisini belirlemelidir.


Yeraltı Sularının Yönetimi İçin Öneriler

Sürdürülebilir Kullanım: Aşırı su çekimini önlemek için tarımda damla sulama gibi verimli yöntemler teşvik edilmeli.

Kirlilik Kontrolü: Sanayi atıklarının ve tarım kimyasallarının yeraltı sularına sızması engellenmeli.

Altyapı Geliştirme: Kuyuların ve su dağıtım sistemlerinin modernize edilmesi, su kaybını azaltabilir.

İklim Değişikliğine Uyum: Yağmur suyu hasadı ve kar erimelerinden faydalanmak için depolama sistemleri oluşturulabilir.


Toparlarsam

Kürdistan’ın yeraltı suları, Zagros ve Toros sıradağlarının sağladığı jeolojik avantajlar sayesinde genelde bol, ancak aşırı kullanım, kirlilik ve iklim değişikliği gibi faktörler bu kaynakları tehdit ediyor. Özellikle Güney Kürdistan’da, Zagros Dağları’nın eteklerinde zengin akiferler ve doğal kaynaklar bulunurken, bölgedeki su yönetimi sorunları sürdürülebilirliği riske atıyor. Eğer yeraltı sularını kullanarak bir projeye başlamayı düşünüyorlarsa (örneğin, tarım veya su ticareti), su kalitesi testi ve yerel düzenlemelere uyum sağlamları önemli.

Kürdistan coğrafyasının bozulan ekolojik yapısını eski haline getirmek veya iyileştirmek için acil, orta vadeli ve uzun vadeli stratejiler geliştirmek gerekiyor. Bu süreçte, bölgenin coğrafi, iklimsel ve sosyo-ekonomik koşulları göz önünde bulundurulmalı. Aşağıda, her bir zaman dilimi için önerilen adımlar özetlenmiştir:

Acil Eylemler (0-2 Yıl)

Hızlı sonuç alınabilecek ve mevcut tahribatı durdurmayı hedefleyen adımlar:  

⦁ Orman Yangınlarının ve Kaçak Kesimlerin Önlenmesi.  

⦁ Yangın önleme birimleri kurulmalı, erken uyarı sistemleri devreye alınmalı.  

⦁ Kaçak ağaç kesimi ve otlatma için denetimler sıkılaştırılmalı, cezalar caydırıcı hale getirilmeli.

⦁ Erozyon Kontrolü. 

⦁ Eğimli arazilerde teraslama ve bitki örtüsü restorasyonu başlatılmalı.  

⦁ Acil ağaçlandırma projeleri için hızlı büyüyen yerel türler kullanılmalı (örneğin, meşe, ardıç).


Su Kaynaklarının Korunması:  

⦁ Baraj ve HES projelerinin çevresel etkileri gözden geçirilmeli, suyun aşırı kullanımı engellenmeli. 

⦁ Dere yataklarının temizlenmesi ve taşkın önleme çalışmaları yapılmalı.


Toplumsal Farkındalık:  

⦁ Yerel halka yönelik çevre eğitimi kampanyaları başlatılmalı.  

⦁ Çiftçilere sürdürülebilir tarım teknikleri öğretilmeli (örneğin, damla sulama).


Orta Vadeli Eylemler (2-10 Yıl)

Ağaçlandırma ve Biyoçeşitlilik Restorasyonu:  

⦁ Bölgenin endemik bitki ve hayvan türlerini koruma altına alan projeler geliştirilmeli.  

⦁ Orman ekosistemlerini yeniden canlandırmak için geniş kapsamlı ağaçlandırma yapılmalı, yerel türler önceliklendirilmeli.


Toprak İyileştirme:  

⦁ Organik tarım teşvik edilmeli, kimyasal gübre ve pestisit kullanımı azaltılmalı.  

⦁ Toprak verimliliğini artırmak için kompost ve yeşil gübre uygulamaları yaygınlaştırılmalı.


Su Yönetimi:  

⦁ Yağmur suyu toplama sistemleri kurulmalı, sulama verimliliği artırılmalı.  

⦁ Yerel su havzalarının korunması için entegre havza yönetimi uygulanmalı.


Yenilenebilir Enerji ve Atık Yönetimi:  

⦁ Fosil yakıt bağımlılığını azaltmak için güneş ve rüzgar enerjisi projeleri teşvik edilmeli.  

⦁ Katı atık yönetimi için geri dönüşüm altyapısı oluşturulmalı, çöp sahaları rehabilite edilmeli.


Uzun Vadeli Eylemler (10 Yıl ve Sonrası)

İklim Değişikliğine Uyum:  

⦁ Bölgenin iklim değişikliğine karşı direncini artırmak için uzun vadeli planlar yapılmalı (örneğin, kuraklığa dayanıklı bitki türlerinin yaygınlaştırılması).  

⦁ Karbon yutak alanları (ormanlar, sulak alanlar) korunmalı ve genişletilmeli.


Koruma Alanlarının Genişletilmesi:  

⦁ Milli parklar ve yaban hayatı koruma alanları artırılmalı, biyoçeşitlilik sıcak noktaları belirlenmeli.  

⦁ Ekolojik koridorlar oluşturularak türlerin hareketliliği desteklenmeli.


Sürdürülebilir Kalkınma:  

⦁ Bölgedeki ekonomik faaliyetler (tarım, hayvancılık, turizm) çevre dostu modellere dönüştürülmeli.  

⦁ Ekoturizm teşvik edilerek yerel halkın geçim kaynakları çeşitlendirilmeli.


Politik ve Kurumsal Çerçeve:  

⦁ Bölgesel ve uluslararası iş birlikleriyle çevre politikaları güçlendirilmeli.  

⦁ Yerel yönetimler ve STK’larla ortaklaşa uzun vadeli çevre stratejileri geliştirilmeli.


Referans noktaları

Yerel Katılım: Her aşamada yerel halkın sürece dahil edilmesi, hem projelerin başarısını artırır hem de sosyo-ekonomik faydalar sağlar.  

Bilimsel Temel: Restorasyon projeleri, bölgenin ekolojik özelliklerine uygun bilimsel verilere dayanmalı. Üniversiteler ve araştırma kurumlarıyla iş birliği yapılmalı.  

Finansman: Ulusal ve uluslararası fonlar (örneğin, BM çevre fonları), özel sektör ve STK’lar aracılığıyla kaynak sağlanmalı.

Bu adımların uygulanması, Kürdistan coğrafyasının ekolojik yapısını iyileştirmek için kapsamlı bir yol haritası sunar. Acil adımlar tahribatı durdururken, orta ve uzun vadeli eylemler sürdürülebilir bir ekosistem oluşturmayı hedefler.


Darius Winzer

X- Twitter: https://x.com/Darius_Winzer


© Hemî maf parastî ne. Destûra nivîskar bixwazin.


Freitag, 25. April 2025

 

Festîvala Pîvokê ya Hatiyan

AN.TAḪ.ŠUM, antaxşûm an jî bi Kurmancîya îroyîn pîvok, cejna qurbanê ya herî girîng a Hatîyan (Hîtît) bû. Di biharê de, dema ku berf diheliya û kulîlkên pîvokê şîn dibûn, dest pê dikir û di navbera 35 heta 40 rojan de berdewam dikir. Zanyarên rojavayî bi salan kulîlka wê bi sîrê re tevlihev kirin, ji ber ku Hatiyan ji kulîlkên bi kok, ku kokên wan dişibiyan sîrê re digotin "şûm", û şûm, şûmrî di heman demê de di maneya sîrê de bû. Her çendî piraniya şahiyan li paytexta Hatiyan, Hatûşa, dihatin kirin jî, geştyarên olî yên çend rojan, ku di nav wan de Arîna û Zîpalanda jî hebûn, li bajarên girîng ên derdora paytextê dihatin kirin. 

Çiye pîvok?

Pîvok, pirpizêk, şimşok, pîşok (crocus) ji famîleya sosinan (Iridaceae) kulîlkek e. Ango ji malbata ku berfî, leylank, sosin, pîvaz û tule (lale) dikevînê. Malbata zembeqan jî dibêjin. Li Kurdistan, rojhilata navîn, Ewropa û bakurê Afrîkayê gelek tê dîtin. Riwekek herdemî ye, ango heger bê çandin di kîjan werzê de be, aj dide. Lê ji bo ew bijî axa çiyayî, sar û berfî pêwîst e. Li Kurdistanê bi biharê û payîzê aj didin. Pelên wê rengên cuda de ne, lê pirranî mor, zer, spî û binefşiya vekirî ne. 88 cureyên wê hatine peyitandin û tomarkirin.

Wateya Antaxşûmê

Şûm, şûmrî pîvok û kulîlkên bi kok re tê gotin. A+n+tax+şûm. "A" di Kurdiya îro de herwiha A ye, ango aîdiyetê dide. "N" girêdanek e. "TAX" ango terxankirin, pêşkêşkirin. "ŞÛM" pîvok e. Bi giştî tê wateya "A PÎVOK TÊ PÊŞKÊŞKIRIN". Ango festîvala ji xwedawendan re pîvok tê îkramkirin, qurbankirin.

Taybetiyên festîvalên Hatiyan

Ola Hatiyan olekî pirxwedayî ye. Hatiyan ne tenê ji xwedayên xwe re, lê her wiha ji xwedayên welat û şaristaniyên ku pê re têkiliyên wan hebûn (Horî, Lûvî, Palayî, Sûmer ûêd) jî perestî kirine. Ji bo Hatiyan ji ber wê ye gotine "miletê hezarxwedayî". Keyser û kaybanûyan bi saya festîvalan desthilatdariya xwe xurt dikirin. Bi gotineke din mîrên Hatiyan xwedawend bo desthilata xwe baş bikardianîn.

Pîrozbahiyên Festîvalê

Di rojên yekem, 32em û 33em de, ligel xwarinên din, pîvok jî ji xwedayan re dihat qurbankirin. Di envantera pîrozbahiyê de, peykerek mezin a pîvokê ku ji zêrîn jî hebû ku nêzî 500 gram dihat.

Festîvala pîvokê ji serdema Împeratoriya Mezin ve tê belgekirin û di destpêkê de 35 rojan berdewam dikir. Piştre 3 rojên din hatin zêdekirin û ji dema IV. Tûdxaliya ve bû 40 roj. Ji ber xweşbûna festîvalê, hin lêkolîner bawer dikin ku her sal nehatiye pîrozkirin. Tê fêmkirin ku di festîvalê de keyser û keybanûyan roleke girîng lîstine.

Festîval ji sedsala 14an a B.Z. ve tê pîrozkirin. Bi înîsiyatîfa keyser IV. Tûdxaliya ve ji nû ve hatiye organîzekirin. Beriya wî, Şûppîlûlîûmayê Iem jî festîval ji nû ve saz kiribû, û nîşan hene ku Mûwattallî II jî guhertin di festîvalê de kirine.

Di roja yekem de, qral û qralîçe diçin Taxûrpa, ku li wir qurban ji xwedawenda rojê Arînna, xwedawenda rojê ya herêmî Taxûrpîştanû (Taḫurpištanu), xwedayê hespan Pîrwa û xwedawenda Ammamma re têne pêşkêşkirin. Roja din, li Tîppîva, yek ji taxa Hatûşayê, pêşbaziya parêzvanên qesrê tê kirin; qral ji cihekî bilind pêşbaziyê temaşe dike. Serkeftî piştre dema qral ji erebeyê dadikeve û qurbanê dibire, dikare zencîreyê bigire. Key û keybanû vedigerin Hattûşa û destmêjên ayînî digirin.

Di roja sêyem de, geştyariya olî ya xurşa, ku cureyekî postê olî yê Zîtxariya ye, dest pê dike. Pêşî ji Arînna ber bi Hattûşa, di roja çarem de jî ber bi Tavîniya ve tê birin. Di vê rojê de, li perestgeha xwedayê şer Zirbab, Zababa ya li paytextê, merasîma qurbankirinê tê kirin. Xurşa şevê li Khiyaşna derbas dike, ji Tavîniya vedigere Hattûşa û ber bi perestgeha xwedawenda genim Xalkî ve tê birin. Li vir qapek hilanînê, li rex xwedayê hewayê yê Zîppalandayê, tê vekirin. Piştre di cejna qurbanê ya sê rojan de, dewar û pez tên qurbankirin; ax ji ḫešta malê (mala miriyan, perestgeha cenazeyê) tê anîn.

Di roja heştemîn de, keyser ber bi Arînna ve diçe û di rê de daristanên pîroz ziyaret dike. Keybanû li qesra Hattûşa radizê, ew jî şevê li Arînna derbas dike. Di roja nehem de, keyser pîvokê li Arînna datîne, keybanû jî heman tiştî li qesra keybanûya Ḫattuša dike. Di roja dehem de, keyser vedigere Hattûşayê.

Şahî di rojên din de li paytextê berdewam dikin. Di roja yanzdehem de, sala kevn bi şiklê hîyeroglîfê tê birin mala ḫešta, ku jê re perestgeha cenazeyê tê gotin, û li ser dîwanekê tê danîn. Piştî ayînên bixûrê, ji xwedayê miriyan Lelwanî û xwedayên din re xwarin, vexwarin û qurbanên heywanan, di nav wan de heşt pezên reş, tên organîzekirin. Di heman rojê de pêşbaziya hespan tê kirin û xelata serkeftî dasek ji bafonê, sifirê ye.

Di roja diwazdehem de, festîvaleke çend rojan li perestgeha xwedayê hewayê Zîparwa ya bajarê Palaî dest pê dike. Di heman demê de, qapek mezin a genim a xwedayê Xatî tê vekirin û li perestgeha xwedawenda rojê ya Arînna pez tê qurbankirin. Di rojên pêş de, şahiyên ku cota qraliyetê û prensan tê de beşdar dibin, diyarî ji xwedayên cihê re û qurban têne pêşkêşkirin. Beşek ji van şahiyan li daristana şimşîrê ya nêzîkî stûna xwedayê hewayê pêk tê.

Di roja 16an de, bi muzîk û dansê re defîlyek ber bi perestgeha Zababa ve diçe. Lîstikvanên bi cilên sor, destên xwe bilind dikin û li rex cota qraliyetê dizivirin. Piştî paqijkirina ayînî li hewşa perestgehê, ji Zababa û xwedawenda text Ḫalmašuit re pez û şerab têne pêşkêşkirin. Piştre qral ji peykera I. Hattûşîlî re şerabê diyar dike û li ber wê xwe ditewîne. Piştî ku cota qraliyetê li ser text rûnişt, bi nîşana rûmeta qraliyetê, rim û asaya zêrîn, merasîmek tê kirin.

Bi banga “Muzîk! Muzîk!” lîrjen diçin perestgehê û muzîkê dijenin. Piştre bi muzîkê re ji xwedayên cihê re şerab û nan têne pêşkêşkirin û ayîn tê kirin. Paşê “mirovên kûçikan” û nêçîrvan derdikevin, qeymeqam du gayên zîv tînin. Di ayînên vexwarinê yên paşîn de, ji xwedawenda çiyê Ala re du flût, ji Telîpîno re lîr û di dawiyê de ji Zababa re def tê lêdan.

Di roja 17an de, cota qraliyetê li perestgeha xwedayê Xanû şahî dike, prens jî li perestgeha xwedayê hewayê qurbanê dibire. Roja din, keybanû li mala xalentû xwedawenda rojê Arînna rêz digire, keyser jî li “Mala Paqijiyê” ji xwedayê hewayê Pîxa, Piḫaššašši (bi Luvîkî: “xwedayê birûskê”) re qurbanê pêşkêş dike. Roja din, piştî ku keyser daristana darşimşîrê ziyaret dike, ji Pîxa û li gorî pîşesaziyekê ji xwedayê hewayê yê bajarê Nerîkê re qurban têne birîn. Ji Xepa û xwedawenda rojê Arînna re jî dua tê kirin û qurban têne pêşkêşkirin.

Ji roja 20î heta 27an, agahiyên di nivîsên gihîştine me de hinekî nakokî hene. Ji ber vê yekê ne gengaz e ku rêça bûyeran bi temamî bête zanîn. Divê pispor li ser kîtabeyên di mûzexaneyên Tirkiyeyê de tên rizandin û tehrîbkirin, xebatan bikin. 

Ev nezelalî encama guhertinên keyserên paşîn in. Bi taybetî IVem Tûdxaliya, di bernameya festîvalê de guhertin kirine. Xuya ye ku di demên kevn de, di van rojan de ji xwedayê parêzgar ê Taûrîşa re dihatiye peristin. Lê ne diyar e ku ev li Taûrîşa bixwe bû an li perestgeha wê ya li paytextê. Bi îhtîmaleke mezin, di yek ji van rojan de, li daristana Tauriša cejna qurbanê dihat pîrozkirin. Lê li gorî nêrîna giştî, ev di roja 32yan de bû. Piştre festîvala Šauška ya Ḫattarina, ku bi temamî xwedî xwezayek Hurrî ye, li Ḫattuša dest pê kir.

Di rojên 20. û 21an de, li perestgehên cihê yên paytextê qurbanên xadaûrî (ḫadauri) tên organîzekirin û ji xwedayên cihê re pez tên qurbankirin. Di roja 22yan de, keyser û keybanûya Ḫattarina li perestgeha xwedawenda derî Aškašepa ji Šauška re diperisin, û roja din li “Baxçeya Razan” ji xwedayê parêzgar ê Tauriša û Ea re diperisin. Rojên paşîn tenê ji Šauška ya Ḫattarina û derdora wê re têne veqetandin. Ayîn ji aliyê keybanûyê ve têne birêvebirin. Perestin, dansa “efendiyan” bi bivira xwedawendê ya bi hiriya sor û ayînên kulumurši yên êvaran dihewîne. Ji bilî xwedawendê, ji her du xizmetkarên wê Ninatta û Kulitta, û xwedayên din ên Horiyan re jî tê perestin. Di 27an de festîvala Šauška Ḫattarina bi dawî dibe.

Di roja 28an de, keyser ji xwedayê Karmaḫili û Çiyayê Tapala re diperise. Roja din, li perestgeha xwedayê zanyariyê Ea qurbanê dibire. Ji Ea, jina wî Damkîna, xwedayê nivîskar ê Babîlî Nabû, paşê navên kultê yên Ea yên bi wateya “zanyarî” Madi û Ḫazzizzi, û xizmetkarê Ea Izzummi û xwedayên din re tê perestin. Di rojên 30. û 31an de, ji xwedawenda sereke û xwedayê hewayê Ḫuršanašša re tê perestin.

Di roja 32yan de, cota qraliyetê diçe perestgeha xwedayê parêzgar, ku li wir geştyariyeke olî ya çend rojan tê amadekirin. Piştre peykera xwedayê çiyê Puškurunuwa li erebeyekê tê barkirin. Roja din, cota qraliyetê ber bi Khaitta ve diçe û şevê li wir derbas dike. Sibeha din, diçin Çiyayê Puškurunuwa, ku "kerên pîroz" lê têne girtin, û keyser ji wan re diyarî pêşkêş dike. Ji Çiyayê Puškurunuwa, Kanişka Weriyatu, û xwedayên din re jî qurban têne pêşkêşkirin. Ji bilî xwarin û şerabê, pîvok jî tê qurbankirin. Piştre, bi vexwarinekê re, ji xwedayê çiyê, di nav de “mîrê çiyê” Îdarî, tê xwestin ku were razîkirin.

Şev li bajarê Ḫarranašši, ku cota qraliyetê ji xwedawenda rojê Arînna û xwedayê hewayê Zîppalanda re diperise, tê derbaskirin. Di heman demê de, ajalên qurbanê ber bi Zîppalanda ve têne birin, di roja 36an de cejna qurbanê tê pîrozkirin û Çiyayê pîroz Daḫa jî tê ziyaretkirin. Di roja 37an de, geştyarÎ digihîje Ankuwa. Li vir, li perestgeha xwedawenda bajêr Kataḫḫa, qurban ji gelek xwedayan, ku piraniya wan ji koka Horî ne, têne pêşkêşkirin. Piştre li cihên cihê yên perestgehê kulîlka pîvokê tê danîn

Di roja 38an de, li Ankuwa ji xwedayê birûskê spasdarî tê kirin. Ayîna vexwarinê bi def, amûrên galgaturî û stranan tê birêvebirin. Ji Zîppalanda du nanên spî û du nanên reş têne anîn. Piştre sê penîrên şor ên ajalên qurbankirî ji keyser re têne pêşkêşkirin, û keyser bi asaya xwe bi kurtî li her yekê dide. Piştre ji bo bihêzkirina cota qraliyetê ayînên din jî têne kirin. 

Herî dawî rahîbeyek derdikeve cihekê bilind û wiha dibêje: “Nûçeyên baş wê ji bo destjilatdariya Mîrê Mîran (ango keyser) werin. Em bihêz bûn û dê Tawananna li ser text bibînin û şahî wê serwer be.”

Ferhengok

Alalû: Hatî, Mîtanî û Lûvî, kulîlkên wekî tuleyan, laleyan. Kûlîlkên herî rindik.

Gişnû: Sumerî kulîlkên vedidin. 

Nîg: Kûlîlkên venadin

Vaîtî: Avestayî, nebatên, riwekên rengareng û wekî kulîlkan.

Pûşa: Kurdiya Avestayê pûş, giyayên bêqîmet.

Şumanza: Hatî, Mîtanî, kulîlkên bi kok, ên kokên wan dişibin sîrê.

Pîşar: Hatî, pîvaz.

Suppî Pîşar: Hatî, pîvaza spî, ango sîr

Şûm: Sûmerî sîr.


Darius Winzer

X- Twitter: https://x.com/Darius_Winzer


© Hemî maf parastî ne. Destûra nivîskar bixwazin.









Montag, 21. April 2025

Maryanî

Navê yek ji erebeyên dudolav ên Mîtaniyan e, Maryanî. Di eslê xwe de peyva Maryanî bi Kurdiya îro tê wateya "mêranî, mêraniyan, mêrikan, kesên mêraniyê dikin". Mîtanî yekem milet bûn ku hespên bêhempa kedîkirine, artêşên hespan damezrandine, erebeyên şer çêkirine. "Hespê Ereb" bi eslê xwe "Hespê Mîtaniyan" e, wan ev hesp kedîkirine, dane naskirin. Mîtanî yek ji bav-kalên Kurdan in. Paytexta wan Waşûkanî (Serêkaniyê) bû. Bi çandiniya zeytûn, hinar û masîgeriyê herwiha navdar bûne.

Di Serdema Bronzê û serdema antîk de erebeyên şer, di zimanên medeniyetên cuda de bi navên cihêreng hatine binavkirin. Min xwest, li ser bingeha agahiyên berdest, kurteyek li ser termên erebeyên şer ên di zimanên Hatî, Horî, Mîtanî, Elamî û Sumerî de û forma herî kevn a Îndo-Cermenî (Hînt-Ewropî) pêşkêş bikim:

Mîtanî: Tê zanîn ku li warê Mîtaniyan (Ûrû-Mîtanî digotin) çîna rêveber ji eslê Îndo-Aryenî bûn û di çanda erebeyên şer de pispor bûn. Arîstokrasiya Mîtanî bi çîna şervan a bi navê "Maryanî, Maryannu" ve tê girêdan û ev têgîn ajokarên erebeyên şer nîşan dide. Ji ber ku servanên wan bi mêraniyê dihatin naskirin, mêranî dikirin, ji kesên erebe dajotin re û herwiha ji vê erebeya dudolav re jî gotine maryanî. 

Elamî: Di zimanê Elamî de peydakirina têgînek teqez ji bo erebeya şer zehmet e, ji ber ku agahiyên berfireh ên li ser erebeyên şer di çavkaniyên Elamî de kêm in. Elamî Aryanî bûn lê bi Mezopotamyayê re di nav têkiliya çandî de bûn û bandorên Aryanên wekî Gotî, Subaro hilgirtibûn. Lê wan ji erebeya ga û hespê re gigir gotine. 

Sumerî: Di zimanê Sumerî de têgîna ku ji bo erebeya şer tê bikaranîn "gigir" e. Ev peyv bi gelemperî erebeyên şer ên zû yên çar tekerî, giran û ku ji hêla ker an hêştiran ve dihatin kişandin nîşan dide. Di berhemên Sumerî de ev cure wesayît hatine teswîrkirin. Gigir, hem ji bo şer û hem jî ji bo merasîman hatiye bikaranîn.

Hatî: Di zimanê Hatî de têgîna ku ji bo erebeya şer tê bikaranîn wekî "hêlkan, ḫuluganni, ḫuluga" tê zanîn. Ev peyv di tabletên nivîsa mîxî ya Hatiyan de ji bo nîşandana erebeyên şer ên bi hespan hatiye bikaranîn. Hatiyan di teknolojiya erebeyên şer de sareza bûn û bi taybetî erebeyên sivik ên bi tekerên têlî pêşxistine.

Horî: Tê zanîn ku di keyatiya Mîtannî ya bi eslê Horî bûn de, erebeyên şer roleke girîng lîstine. Nivîsên li ser perwerdeya hespan û bikaranîna erebeyên şer ên li Mîtanî, peyvên Horî dihewînin. Mînak, di nivîsên perwerdekarê hespan ê Mîtannî Kîk Kûlî de, behsa erebeyên tê kirin.

Forma herî Kevn a Îndo-Cermenî (Hînd-Ewropayî) bo erebeyê

Di zimanên Îndo-Cermenî de koka têgîna erebeya şer bi têgehên teker û wesayîtê ve girêdayî ye. Di zimanê Proto-Hînt-Ewropî (PIE) de peyva ku ji bo tekerê tê nûavakirin wekî "kʷekʷlos" (teker) an "rotos" (teker, tişta dizivire) tê qebûlkirin. Ji bo erebeya şer di PIE de nûavakirina têgînek rasterast zehmet e, lê peyvên wekî "wóǵʰos" (wesayît, erebe) an "rátos" (wesayîta tekerî) hatine pêşniyarkirin. Ev peyv bûne sedema peyvên wekî "ratha" (erebeya şer) ya Sanskrîtî, "raθa" ya Avestayî, "rota" (teker) ya Latînî û "rad" (teker) ya di zimanên Cermenî de.

Bi taybetî bandorên Îndo-Aryenî yên di Hatî û Mîtanî de nîşan didin ku têgînên erebeyên şer dibe ku ji kokên Îndo-Cermenî bin. Hêlkanî ya Hatî dibe ku bi awayekî nerasterast bi PIE "kʷekʷlos" ve girêdayî be, lê ev peyv dibe ku ji Horî an zimanên xwecihî yên Anatolyayê jî bandor wergirtibe. Nizanim.

Ferhengok

Maryanî: Cureyê erebaya dudolav a şer a Mîtaniyan.

Gigir, xirxir: Erebeya çardolav, di zimanê Sumerî, Elamiyan.

Ratik: Kîjane nizanim, mîrektiyên Kurdan bikaranîne.

Hêlkan, hêlkanî: Cureyê erebeya dudolav a şer a Hatiyan. 

Koçk: Erebeya çardolav a bi hespan tê kişandin. Peyva koçberiyê, koçkariyê ve herwiha têkildar e.

Firxûn: Çar dolavên wê hene, pirranî bi hespan tên kişandin.

Birîşke: Kîjane nizanim. Mîrektiyên Kurdan bikaranîne.

Gerdêle: Kîjane nizanim. Mîrektiyên Kurdan bikaranîne.

Parxêl an paxêl: Li ser berfê tê ajotin ji simaxêlan biçûktir in

Kilose: Kîjan e nizanim. Mîrektiyên Kurdan bikaranîne.

Simaxêl: Li ser berfê tê kaşîn, darikên nîr bi kêlêran hatine pêvekirin, bimanewra ne, li Serhedê hêj jî hene lê pirranî bi ga dikaşînin


Di Almanî de "Kutsche", di Kurdî de "Koçk"

Peyva "Kutsche" di Almanî de erebeyeke bi hesp tê wateya û bi gelemperî wesayîteke çar tekerî ya ji bo veguhestina rêwiyan nîşan dide. Di Serdema Bronzê û antîk de, bi taybetî di zimanên Hatî, Horî, Mîtanî, Elamî û Sumerî de, têgînên erebeyên şer bi gelemperî bi erebeyên şer an merasîman ve sînordar in. Lê ji ber ku "Kutsche" erebeyeke bi hesp a ji bo karanîna sivîl tê hesibandin, peydakirina hevwateyek rasterast di van zimanan de zehmet e, ji ber ku çavkaniyên antîk zêdetir li ser wesayîtên leşkerî an bi prestîj disekinin. 


Agahî li ser erebeya şer a maryanî ya Mîtaniyan

Mîtanî (nêzîkî 1500-1300 B.Z.), li herêma Mezopotamyaya Bakur û Sûriyê, bi taybetî li derdora Çemê Xabûrê, dewleteke bi hêz damezrandine. Gelê Mîtanî yê bi eslê Horî, çîna rêveber ji qora elît a Îndo-Aryenî pêk dihat û di teknolojiya erebeyên şer de pispor bûn. Şervan û ajokarên erebeyên şer ên vê çînê wekî "Maryannu" (an Maryanî) dihatin navkirin. Têgîna Maryannu, bi îhtîmaleke mezin peyveke bi eslê Îndo-Aryenî ye, bi peyva Sanskrîtî "marya" (şervanê ciwan) ve girêdayî ye û tê wateya "şervanê bijarte" an "ajokarê erebeyê". Koka peyvê mêr e û di Kurdî de îro jî mêr, mêranî tên bikaranîn.

Taybetmendiyên erebeya şer a Maryanî

Erebeyên şer ên Mîtanî yek ji teknolojiyên herî pêşketî yên Serdema Bronzê bûn. Sivik, bilez û bi manevrayê bilind hatibûn sêwirandin. Bi gelemperî erebeyên yek kêran û du dolavî bûn. Ên ser sivik bûn, teknolojiya tekerên têlî (spoked wheel) dihatin bikaranîn. Ev yek, erebeyê siviktir û bileztir dikir. Erebe, li ser çarçoveyeke darîn, bi çerm an metalên sivik dihatin zexmkirin. Platform, ji bo ajokar û kemanger têra xwe cih dihewand.

Erebeyên şer ên Maryannu di qada şer de ji bo êrîşên bilez û kemangeriyê dihatin bikaranîn. Erebeyê ajokar (ku hefsar digirt) û kemangerek (ku bi kevan û tîran êrîş dikir) bar dikir. Ev erebe ji bo belavkirina piyade, têkbirina rêzên dijmin û ji dûr ve barîna tîran îdeal bûn. Mîtanî, bi taybetî di sedsala 15’an a B.Z. de, li dijî dijberên wekî Misir û Hatiyan erebeyên şer bi bandor bikar dianîn. Bikaranîna erebeya şer sembola statû û prestîjê bû.  


Darius Winzer

X- Twitter: https://x.com/Darius_Winzer


© Hemî maf parastî ne. Destûra nivîskar bixwazin.












Samstag, 19. April 2025

Büyük Ermeni Yalanı: Gulo´nun hikayesi - The Great Armenian Lie: Gulo's story - Derewa Mezin a Ermenî: Çîroka Gulo

(Hecî Mîso´yu nasıl Hecî Mûsa Beg yaptılar yada Ermenilerin Fadime Şahin´i: Gulo)


Hacı Musa Begê Xwêtî´´nin mezar taşında bir güneş altında büyük harflerle şöyle yazar: RAWESTE!. Yani dur ey yolcu, burada yatan bir Kürd mêrxasıdır (mêrxas, yiğit demek).

Kürdler ve Ermeniler aynı bahçede yaşayan komşulardı. Kürdistan´da takriben nüfusun % 2-3´ü Ermeniydi. Ermeniler Kürdlerin koruması altındaydılar. Tüm komşular gibi kirve oluyorlardı, birbirine aşık oluyorlardı. Ve yine tüm komşular gibi tarla kavgası yapıyor, birbirinden kız kaçırıyorlardı. Egemen dil Kürdçe olduğu için Ermeniler Kürd kilamlarını söylüyor, Kürd halaylarını çekiyorlardı. 

Dengbêj Gulê, Evdalê Zeynikê zamanında yaşamış büyük kadın dengbêjdir. Ermenidir. Bir iddiaya göre „Temo“ Evdalê Zeynikê´nin Gulê´den olma oğludur. Evdal kendisine sanat anlamında rakip olan Gulê´nin bu sırrını ömrü boyu saklamıştır ve kilamlarında „ormanda bulduğum bir bebektir, bana körlüğüm ve yaşlılığımda destek olan oğlumdur“ diye sunar. „Ez Gula Bav File me nayêm ser dînê te – Ben babası Ermeni olan Gulê´yim, senin dinine girmem“ kilamı Dengbêj Gulê´ye aittir ve bu kilam ne Hecî Mûsa Begê Xwêtî (Xoytî), ne de onun kardeşi Cevahir´in kaçırdığı „Gulîzer“ daha doğmamışken zaten söylenirdi. Ermeni kırımına kadar da herşeye ragmen bu iki halk barış içinde yaşamışlardır.


Hiçbir ırkçı, ırkçılığını yaptığı ulusa ait değildir

Ermeniler Hristiyan oldukları için Avrupalılara çok bel bağlıyorlardı. Bütün azınlık halklarda olduğu gibi Ermenilerde de korumacı narsisizm vardı. Azınlıkların psikolojik şekillenmelerinde bu türden bir radikalleşme vardır ki bunun temelinde koruma içgüdüsü vardır. Bu kollektif şuuraltında yer etmiş korumacılık bazen egemenine hayranlık yani kraldan daha kralcılık şeklinde de tezahür eder. Devşirilmiş yada göçmen gelmiş Türklerde aşırı milliyetçiliğin boy vermesi buna örnektir. 

Bilinir ki büyük ırkçıların hiçbiri aslen ırkçılığını yaptıkları ulusa ait değildir. Ziya Gökalp Türk milliyetçisi bir Kürd, Alparslan Türkeş (asıl adı Hüseyin Feyzi) Kıbrısa sürülmüş bir devşirme ailede doğmuştur. Bozkurt efsanesi (Romus ve Romulus) aynı zamanda Roma efsanesidir. Pek çok Kürd de „ünlü Türk büyügü“ ünvanını almış, Türk milliyetçiliği adına Kürdlere saldırmıştır. Rayber, Binbaşı Qaso, Bedirxanî´lerden Vasıf Çinar, şair Pîremerd´in oğlu Vedat ve onun çocukları Atilla Sav ile Ergun Sav, Yeşil kod adlı JİTEM´ci Mahmut Yıldırım, Sedat Bucak, Kamer Genç vs.

Ermeniler de duruma göre Kürdistan´da bazen İngilizlere, bazen Osmanlıya, bazen de Rus işgaliyle beraber Ruslara dayanarak Kürdlere zulüm etmişlerdir. İstanbul´da ciddi bir Ermeni elit kesimi vardı. Her anlamda Türklere yön veriyorlardı. Osmanlı´nın „kavmi sadıka“sı idiler. Agop Martayan Dilaçar, Güneş Dil Teorisiyle bütün diller Türkçeden türemiştir diye Mustafa Kemal´i de yönlendirecek, Türkçe dilini yaratacaktı. Levon Panos Dabağyan Türklere ´Üç Hilal Sembolü´ yapar. Sabiha Gökçen Dersim´e bomba yağdırır vs.


Batılı seyyahlar Ermenilere misafir olurlardı

Batılı seyyahların hepsi Kürd kadınlarının en özgür kadınlar olduklarını, Kürdlerdeki müslümanlığın radikal olmadığını, Kürd erkeklerin sakal bile bırakmadıklarını vs yazmışlardır. Gelen batılı seyyahlar Hristiyan oldukları için Ermeni evlerinde konaklamışlar, Ermeni din adamlarıyla ilişkilenmişlerdir. Bu yüzden Kürdleri Ermenilerin ağzından dinlemişlerdir. „Kürdler hırsızdır, Kürdler vahşidir, Kürdlerin töresinde düşmanının cesedini parçalayıp her parçasını bir şehire gömmek vardır vb“ şeyleri yazmışlardır. Batılılar bu yüzden oyantalizm ve din farklılığı perspektivinden Kürdlere bakmışlardır ki, bu esasen halen de öyledir. Ermeni Katliamı sürecinde de başta İngiliz basını olmak üzere, tüm Batı dünyası katliamı Ermenilerin ağzından yazmışlardır. Mesela 1914 - 1917 arasında 300.000 Kürdün Ermeni çeteleri tarafından katledildiğinden bahsedilmez. Murad nehrinin Ermeni çetelerinden kaçmak için intihar eden Kürd kızlarının cansız bedenleriyle dolduğundan da bahsedilmez.

Osmanlı´da „Üç Paşalar“ (Enver, Cemal, Talat) egemen olana kadar Kürd beyleri ile Osmanlı arasında nispeten barış vardı. Osmanlı Kürde yan baktığında bir isyan başlıyor ama sonunda Osmanlı geri adım atıyordu. Bu durum Kasrı Şirin Anlaşmasından beri böyleydi. Kürdler otonom yaşıyorlardı. Gelen Rus orduları ve petrolün keşfiyle beraber, Kürdistan kurtların yemeye başladığı bir sofraya dönüştü. İngilizler baş aktördüler. Bölgede çıkarlarına göre haritalar yapıyor, her bir yapmacık devlete de bir diktatör atıyorlardı. Bu durum Ermeni çetelerinin iştahını kabartmıştı.


Dengbêj Gulê kimdir?

Evdalê Zeynikê 1798´de (bir iddiaya göre 1801) doğduğuna ve 115 yıl yaşadığına göre ve Gulê de ondan 10 yaş kadar büyük olduğuna göre 1788-90´larda doğmuştur. Benim araştırmalarıma göre Van´lı bir Ermeni dindarın kızıdır, babası o doğduğunda Kağızman´ın Çengilî/Çanglî (şimdiki Türkçe adı Çengelli) köyündeki eski bir klisede (Eğeknamor Manastırı olabilir) papaz değil de kilise hizmetlisi olarak çalışmaktadır. Daha sonra başka yerlerde papazlık yapacaktır. Çocukluktan beri düğünlerde stran söyler. Güzel bir kız değilmiş, dindar biriymiş, aşırı özgüveni ve rahatlığı varmış. 

Sesiyle büyülüyormuş gençleri ve bu yüzden başı hiç belalardan kurtulmazmış. 15-16 yaşlarında iken bir çoban tarafından kaçırılmak isteniyor ama köylüler kurtarıyorlar. Babası bu sebeple çabucak evlendirmek istiyor ve onu Van´da devlet memurluğu yapan yaşlı bir Ermeniye veriyorlar. Kocası onu kısıtlamak istiyor, ev kadını olsun istiyor. Büyükşehiri ve kuralları sevmiyor. Acıklı ağıtlar söylemeye başlıyor. Ünlü kilamı „stûyê min di ser xortê xelkê de xwar e – (yaklaşık anlamı) boynum bükük elin gençlerine bakarım“ı da bu devirde çıkarmış olmalı. 

Büyükşehirin avantajlarını da kullanıyor. Kısa sürede Van düğünlerinin ve dengbêj çevrelerin baş köşesinde yerini alıyor. Kocası kıskançlıktan onu boşuyor. Namı dört diyara yayılıyor. Eleşkirt Kalesinde oturan Sirmelî Mamed Paşa´nın onur dengbêji olur. O sırada Evdalê Zeynikê de meşhurdur. Hewaran´da (Xamûr olabilir) dengbêj atışmasına davet ediliyor. Orda diyor ki „kim beni yenerse onunla evlenirim“. Üç gün üç gece süren atışmada Evdalê Zeynikê´ye yenilir. Evdal Sirmelî Mamed Paşa´nın baş dengbêjî ve hatta dostu olur.

Derler ki Evdal´a „beni yendin, sözümde duracağım ama bir şartla, ben gelinlik giyip intahar edeceğim ve o vakit senin karılığını kabul ederim. Ben yaşarken bir müslümanla evlenmem“. Derler ki Evdal da demiş ki „ben evliyim Eyşo´ya ihanet edemem, ama bil ki senden dahasına ne aşık oldum ne de olacağım“. Tabi iddialara göre „Temo“ onların yasak aşk meyvesidir.

Kürdlerde Hristiyanlık dini nispeten az yayılmıştır. Bu nedenle Kürd hristiyanlar başkalarının kiliselerine gitmişler ve zamanla assimile olmuşlar. Nasturilerin öz be öz Kürd olduğu nettir ki Süryani kilisesine bağlı oldukları için onlardan sayılmış. Keza pek çoğu da Ermeni kilisesine tabi olduğu için zamanla Ermeni olmuşlardır. İddiam odur ki Gulê´nin soyu da öz be öz Kürd idi. Zaten Gulê ismi tipik Kürdçedir, Ermenice de Gul-Gül kelimesi Vart´tır. Hiç önemli değil, Gule Ermeni yada Japon olsun o Kürdlerin büyük dengbêjidir ve Kürdün kalbindedir.


Gulê´nin ünlü "Ez Gula Bavfile me - Ben Hristiyan Babanın Kızıyım" kilamı

Qers´li (Kars) Hecî Mîso (gerçek ismi Mirza olabilir, kısaltma yada lakaba benziyor) adında bir Osmanlı memuru yada beyi ki evli ve yaşlıdır, Gulê´ye kafayı takar. Ama Gulê Kürd elit çevrelerin dengbêji olduğu için de güvendedir. Hecî Mîso birkaç süvariyle pusu kurup Gulê´yi kaçırmak ister. Saçlarından yerde süründürür. Başaramaz ve bir yıl geçmeden o şahıs başka sebeple hapse atılır. Hatta Mamed Paşa öldürdü diyenler de var. Bir anlatıya göre de Hecî Mîso Digor köylerinden varlıklı bir Kürd kabile reisidir.

Bu ünlü kilamı onun için söyler. Tabi bu kilam dilden dile, bölgeden bölgeye farklı versiyonlarla yayılır. Kimi dengbêjler Mîso yerine yöresindeki zalim bir beyin ismini kullanmışlardır. Gulê de bazen Xarpêt´li olur bazen Bitlisli. Bazen Sako´nun 14 yaşındaki kızıdır Varto Xamirpêt´te koyun sağmaya giden bir Ermeni kızıdır, bazen de Bitlis´li papazın 18 yaşındaki kızıdır. Bazen bu Beg Mîso, Mûso´dur, bazen hatta Îdris, Rizo Beg´dir. Bazen Gulê Mamed Paşanın tahtını sallar, bazen Abdülhamit, Sultan Reşad ve hatta Atatürk´ün. Bazen sevgilisi İdris adında bir Ermenidir, bazen de Andranik. Zaten dengbêjlik böyledir, olayları aktüalize ederler. Hatta bazı versiyonlarda Gulê kaçırılmış, müslüman olsun diye işkenceyle gözü kör edilmiştir. Bu doğru değildir, sanat gereğidir.


´Kilam´ın orjinali ve en eski formu şöyledir

Dengbêjlik literatürüne hakim biri olarak, ulaştığım sonuca göre bu kilam 1825-1830 arasında yapılmıştır. Gulê kilamın orjinalinde, Mîso´yu aşağılamak için ona Mîso yerine Mîzo (altına işeyen) der:


Gulê rê girt li ser zîn û palanan

Mîzo/Mîso Beg ket pêşiyê û şûr kişand ji kalanan

Got ez ê te bînim ser dînê misilmanan

Gulê got, ez Gulo me Guloka bavfile me,

Tu min hûrkî, nayêm ser dînê te me

Ez ne layiqî binemîzan, layiqê mîrê dilê xwe me

Gulê got, Mîzo/Mîso Bego ez Gulo me, gula dîn im

Ez ê kinc û palê xwe li xwe bînim

Rêka Rêdikan (Retkan) bihelînim

Textê Sirmelî Mamed bigrim û bihejînim

Heger hesabê min pirsî ji xwe pirsî

Heger nepirsî ez ê donzdeh diwalan pê bihesînim


Hecî Mûsa Beg´in kardeşinin kaçırdığı Gulo kimdir?

Türk kaynaklarına göre:

Musa Bey´in kardeşi Cevahir bir Ermeni kıza aşık olur. 1889 yılında henüz 14 yaşında olan Xars köyünden Ermeni Ağacan'ın kızı Gülizar'ı ister. Vermezler ve ayrıca silahla köyden kovulur. Cevahir´in (Cewo) bir kaç silahlı baskını da sonuçsuz kalır. En nihayetinde Musa Bey´in adamları gider zorla getirir, Cevahir´e nikahlarlar. Ailesi şikayet eder ve İstanbul´daki Ermeni cemaati, padişah ve Batılı ülkelere baskı kurar. Gülizar'ın kaçırılmasından sonra Bitlis'te gerçekleşmeye başlayan yargılama neticesinde yaklaşık dört ay süren esaretten sonra genç kız özgürlüğüne kavuşarak ailesine teslim edilmiştir. 

Bundan cesaret alan bazı Ermeniler'in yoğun baskısı ve bazı ülkelerin baskısı sonucu Musa Bey yargılanmaya başlarken, İstanbul'a giden Gülizar'ın yargılama sürecinde tanıklık yapıp yapmadığıyla ilgili bilgi bulunmamaktadır. Olay öyle büyür ki dünyanın tüm gazeteleri Cevahir yerine Musa Bey ve Gülizar’dan bahsetmeye başlar. Yabancı devlet temsilcileri böylece olaydan haberdar olur. Musa Bey’in yargılanması büyük bir yankı uyandır. Olay Ermenilere karşı bir zorbalık ve insan hakları ihlali olarak kabul edilir. Bölgede Amerikalı, İngiliz misyonerler cirit atıyor o sırada, Ortadoğu’da Hıristiyan bir devletin imkanlarını arıyorlar. Bu hadise onlar için iyi bir malzeme teşkil eder. Bir anda İngiliz ve Fransız gazeteleri hadisenin üzerine atlarlar.


İngiliz gazeteleri "Kürtler Ermenileri kaynatarak öldürüyorlar"

Nisan 1889’da İngiliz “The Times” gazetesinde bir Ermeni kızın babasının gözleri önünde diri diri yakıldığı haberi çıkar. 6 Mayıs 1889’da ise “The Daily News”de, “Kürt Musa Bey’in bir Ermeni köyünde katliam yaptıktan sonra bir çocuğun üzerine gaz dökerek yaktığını” duyurur. 14 Mayıs 1889’da ise “The Echo” gazetesinde yine Kürtlerin Ermenileri katlettiği, güzel kadınlarına tecavüz ettiği haberi çıkar. Bu haberler yankı bulur ve İngiliz Parlamentosu “Ermeni bir kızın bir Kürt beyi tarafından kaynatılarak öldürüldüğü şayiasıyla” çalkalanır.

Musa Bey hakkında on ayrı dava açılır. Hacı Musa Bey ve birkaç Ermeni tanık mahkeme için Muş’tan İstanbul’a çağrılır. Musa Bey kalkar gider, babasının kayınçosu Pera Mutasarrıfı Bedirhan Bey’in oğlu Bahri Paşa’nın evine misafir olur.

Dava, Georgeon’un deyimiyle, tam bir “adli komediye” dönüşür. Muş’tan gelmiş davacı Ermeni köylüler iyi Türkçe bilmiyor. Mahkemede kullanılan ağdalı Osmanlıca bela olur başlarına, dertlerini iyi anlatamazlar. Muşta olmuş olaya, İstanbul’daki bazı Ermeniler tanık olarak katılır. Birisinin söylediğini öteki yalanlar, her şey karman çorman olur. İşin içine mağdur bir kızın hakkını savunmak yerine, bir milletin davasını savunma gibi siyasi mülahazalar girer, at izi it izine karışır.

Mahkeme neticede Hacı Musa Bey’i beraat eder. Ne İstanbul basını, ne Ermeni, ne de Batı kamuoyu bu karardan memnun değildir. Abdülhamit baskıları az buçuk hafifletmek için Musa Bey’i Medine’ye sürgüne gönderir.

Gülizar'ın yaşadıkları, kızı Armenouhie Kevonian tarafından 1946 yılında Paris'te Ermenice olarak kitap haline getirilerek basılmış ve Türkçe'ye "Gülizar'ın Kara Düğünü" olarak çevrilerek yayınlanmıştır.“


Rohat Alakom´a göre

„Muş’un Xars köyünden olan Gülizar erken yaşta annesini yitirir, babasının ikinci eşi Nartun ona annelik eder. Musa Bey Olayı’ndan sonra 1892 yılında Keğam Der Garabedyan adında bir Ermeni aydını ile evlenir. Çift uzun yıllar Muş, Diyarbakır ve İstanbul gibi değişik mekanlarda yaşamlarını sürdürür. 1934-1935 yılları arasında Fransa’da bulunan kızını ziyaret eden Gülizar, yazdığı anılarını bu sırada kızına teslim etmiştir. Muş Milletvekili Keğam Der Garabedyan 1918 yılında, Gülizar da 1947 yılında vefat eder. Keğam Der Garabedyan ve Gülizar’ın mezarları günümüzde Şişli Ermeni Mezarlığı’nda bulunuyor. Gülizar’ın anılarını yayıma hazırlayıp basan kızı Arménouhie Kévonian uzun yıllar yaklaşık olarak 70 yıl Fransa’da yaşamış, 2002 yılında vefat etmiştir. Gülizar’ın anıları önce Ermenice (1946) sonra Fransızca (1993, 2005) ve en sonunda Türkçe (2015) olarak yayımlanır. Gülizar’ın tarihçi olan torunu Anahide Ter Minassian büyük annesinin Faransızca yayımlanan anılarına Birbirine Karışan Hatıralar adlı bir bölüm ekleyerek kitaba bir renk katmıştır. Ermeniler konusunda çalışmaları olan Anahide Ter Minassian da 11 Şubat 2019 tarihinde vefat etmiştir.“


Durûberan´da, Garşa Mîro nasıl Gulîzer oldu?

Yani bu Gulê, kilamlardaki Gulê değil, Dêrxas´lı (Xars değildir yanlış kullanmışlar. Değerli yazar Rohat Alakom keşke araştırsaydı Xars diye bir yerin olmadığını öğrenirdi. Ermeni ırkçıları sözde milattan önce Ermeni yurduymuş diye, korkunç palavra isimler uydurmuşlar ve maalesef Batılıları da kandırmışlardır. Ermenice adı Xaskûy, şimdiki Türkçe adı Hasköy) Gulîzer´dir. Hatta benim araştırmalarıma göre adı Gulîzer bile değildir Garşa Mîro´dur. Gulîzer ismi, Dengbêj Gulê´nin kilamına uysun diye, uydurulmuştur. Yani yalandır. Ermeni katliamının ganimeti olarak bu köy Araplara verildi ve 1990´larda bu Araplar, koruculuk kimliğiyle Mûş´ta terör estirdiler. Arap aşiretin (Bidirî) ileri gelenleri, son yıllarda devletle aralarına mesafe koymaya başladılar ve bazıları asıllarının Kürd olduğunu iddia etmeye başladılar. 

Muş Ovası´nın tüm verimli toprakları yerleştirilen Arapların, Çerkezlerin ve Terekemelerin elindedir. Muş Ovası (Deşta Mûşê) için Kürd sözlü kültüründe Devrûberan denir. Sözlü edebiyatta bazen Dêran, Darûber, Durûberan da kullanılmıştır. Büyük ihtimalle Ava Reş ve Çemê Mûradê arasında kalan ve Muş Ovasından daha büyük bir bölge için bu isim verilmiştir. Yani „Durûberan – İki nehir arası“ ve kanımca doğrusu Durûberan olmalı. Durûberan da var bir Dêrxas, o Dêrxas´da var bir Mîro, o Ermeni Mîro´nun var bir kızı, o kızın adı Garşa. Hepsi bu. Garşa ismi Kürdçede de var, Guharşa diye. Bir aile biliyorum, Guharşa, Rubaşa isminde kardeşleri vardı.

Olay İngiliz Avam kamarasında konuşulur. İngiliz parlamenterler Kürdlerin artık cezalandırılmasını isterler. Alman imparatoru ise „İngilizler çok abartıyor“ der.


Hecî Mûsa Begê Xwêtî (Xoytî) – Hacı Musa Bey kimdir?

1855´te (Türk kaynaklarına göre 1853) Muş´un Xeybiyan (Türkçesini Ortanca yapmışlar) köyünde doğmuştur. Babası Mîrza (Mirzo) Beg´dir ve Motkî aşiretinin reisidir. Mîrza Beg Motkan ve Xelat (Ahlat) kaymakamlığı, Bitlis defterdarlığı da yapmıştır. 1885´te Bitlis´teki Türk memurların tuttuğu Kürd bir kiralık katil tarafından öldürülmüştür. Katil Kürd olduğu için bu aşiretler arasında bir kan davasına dönüşmüştür. Mîrza Beg´in ölümüyle 20 yaşındaki Musa Beg onun yerine geçmiştir. Aslında Hacca gitmemiştir, Medine´ye sürgüne yollandığı için bu ünvanı almıştır. Mêrxas biridir. Kürd beyleriyle ilişkili, Kürdlerin bağımsızlığı fikrine sempatiyle bakmaktadır. Dindardır ve cumhuriyetin kuruluşuna kadar Halife´nin Kürdlerin dostu olduğuna inanmaktadır. Kürd kadın kahraman Gulnaz Xanim, Mûsa Beg´in kızkardeşidir.


Kadınlara sarkıntılık yapan misyonerleri dövüyor

Musa Bey, Muş Mutasarrıfı Salih Paşa ile arkadaştır. Kürd törelerini bilmediği, misafirliğe gittiği evlerde uygunsuz şekilde oturduğu, kadınlara İsa´nın sıcaklığını veriyorum diye sarıldığı için misyonerlik faailiyetinde bulunan George Knapp ve Dr Reynolds´u kötü şekilde dövmüştür. Sanıldığı gibi bu hadisede politik bir yön yoktur. Ama bu misyonerleri dövdüğü için Mûsa Beg, Batı´da kötü propaganda edilmiştir. Rahip Bogos Natanyan´ı Kürdlere yönelik katliam ve çetecilik faaliyetleri için önce öldürmek istemiş, sonra Salih Paşa´ya teslim etmiştir. Natanyan İstanbul´da yargılanmış, ele geçirilen katliam planları sebebiyle ceza almıştır. Bu olay Ermeni camiasında Mûsa Beg ve Kürd düşmanlığını daha da arttırmıştır.


Andranîk ve Mûsa meydan okuması, „Andranik´in Gulosu“

Andranik Ozanyan adlı Ermeni çeteci Natanyan´ın intikamını almak için Mûsa Beg´i öldürmeye yemin içer. Biri Ewran köyünde (Mûş), biri Bitlis-Mûş yolu üzerinde iki defa pusu kurmuştur. Çıkan çatışmalarda ölenler olmuştur. Andranik Paşa´nın pek çok tecavüz ve katliamda adı çıkmıştır. Mûsa Beg´e üslubu bozuk mektuplar göndermiş. Kaçırıp tecavüz ettiği kadınların arasında Mûsa´nın sevdiği bir mellenin kızı da vardır. Cesedini vahşi hayvanlar yemiş. Mûsa Beg´den yardım istemişler. Andranik ve diğer çetelerin yaptıkları dayanılmaz hal almıştır. Mûsa Beg de onu öldürmeye yemin içmiştir. 

Bir takipte Muş´taki manastıra saklanan Andranik kar fırtınasından yararlanarak canını kurtarmıştır. Andranik yeni evlidir ve bir oğlu olmuştur. Türk askerleri izini sürerek Andranik´in eşini bulur ve alıp kaçırırlar. Haftalarca askerlerin arasında tutup kötülük ederler. Ermeni tarihçiler „Andranik´in karısı hastalıktan öldü“ derler. Kadın ya bir daha serbest bırakıldı yada öldürüldü. Yada kaçırıldığında nişanlıydı. Serhed bölgesinde dengbêjlerin söyledigi Gulê-Mûsa versiyonlarının birinde Gulê Andranik´in nişanlısıdır. Dengbêj Reso „Ez Guloya bavfile me, ez dergîsta Andranîk Paşayê xwe me – Ben babası Ermeni Guloyum, ben Andranik Paşa´nın nişanlısıyım“ der.


Dengbêj Sidoyê Bozo (Sidoyê Dudeng) şöyle anlatır

„Mûsa Beg, Binxetê´de bunu gözyaşları içinde herkese anlatmış ve bu iftira yüzünden çok acılar çektiğini söylemiş. Kuran ve ekmek getirilerek yemin içmiştir. Demiş ki, benim için kızı kaçırdı, kötülük yaptı dediler. Beni nasıl vicdansızca yedi düvele karaladılar. Gelinimizi bir ay bir Kürd aileye misafir bıraktım. Din adamlarıyla mütaala ettik, nikahı nasıl kıyacağız diye ve ailesinden rıza almaya çalıştık. Olan olmuştu, Cewo cahillik etmiş gelelim ayağınıza bu meseleyi sulh içinde çözelim diye haber yolladık ailesine. Kürd geleneklerinde ve Kürd ahlakında kadın leçek kaldırır, savaşlar biter. Nasıl olur ben dövmüşüm, işkence etmişim!? Hiçbir Kürd ağası yada beyi, hatta hiçbir aklı başında Kürd elin kızını, kadınını dövmez, zira o kişi alay konusu olur, itibarı biter. Kabul ettiler, altın istediler verdik ve sonra kilise devreye girdi, mutassarıfa, ta sultana bile şikayet oldu. Ben Ermenilere şaşırmıyorum, onlarda vefa ve ar yoktur. Türkler hakikati biliyorlardı, bunun uydurma oldugunu biliyorlardı. Sultan Avrupalılara iki laf edemedi, beni üç kuruşa sattılar Avrupalılara, bu da Türklere güven olamayacağını bana gösteren bir musibet oldu.“

Natanyan´dan dolayı Batı kamuoyu Osmanlıya baskı kurar ve Mûsa Beg´e iki sene Mûş, bir sene de Bitlis´te göz hapsi verilir. Batılılar daha fazlasını isterler ve başarırlar. Ermeniler korkunç yalanlar uydurur, mahkemeyi dilekçe yağmuruna tutarlar.


Türk kaynakları şöyle yazar:

„Muş'a gelen müfettişi İbrahim Bey'in yanına giden Musa Bey İstanbul'da yargılanmak istemiş ve talebinin kabul görmesi üzerine de 24 Haziranda İstanbul'a gitmistir. 1890 yılı Kasım ayında adam dövme, korkutarak ölüme sebep olma, gasp, tecavüz, yağma, malı yok etme, adam öldürme gibi beş ayrı suçtan yargılanmaya başlamıştır. Bu esnada Osmanlı Hükumetince baskılar nedeniyle yargılama sürerken, tutuksuz yargılanan Musa Bey'in Medine'de göz altında tutulması yönünde karar almıştır. Yapılan yargılama sonucunda ise Musa Bey delil yetersizliğinden suçsuz bulunmuştur.

Musa Bey uzun süre Medine'de kaldıktan sonra 1895 yılının Kasım ayında Medine'den firar etse de Kerbela taraflarında yakalanarak yeniden Medine'ye gönderilmiştir. 1904 yılında ise Şam'a yerleştirilmiştir. 1908 yılında İkinci Meşrutiyet'in ilanıyla affedilen Musa Bey, topraklarına dönerek yeniden aşiretinin başına geçmiştir. Bu esnada bölge kaotik durumda olup Ermeni komitacılar ayrılıkçı faaliyetlerini silahlı bir mücadeleye dönüştürmüştü. Ermeni Patrikanesi bölgedeki Ermeniler'e karşı adam öldürme, yaralama, gasp ve ev yakma gibi eylemler arasında bulunanlar arasında Hacı Musa Bey'in de olduğunu belirterek onu suçlamıştır. 

Dahiliye Nezareti ve Bitlis Valisi tarafından kendisinden başka bir şehirde yaşaması istenmişse de bunu kabul etmeyen Musa Bey, Ermeni çeteleriyle mücadelesine devam etmiştir. Ermeni Patrikliği 1912 yılı Ağustos'un da Bitlis'te Kürt çetelerin saldırılarını gerekçe göstererek hükümette şikayette bulunmuş ve Bitlis Vali Vekili Yahya Bey'de bölgedeki huzurun sağlanabilmesi için sürgün edilmesi gerekenler arasında Hacı Musa Bey'i de göstermiştir. Hacı Musa Bey, 1913 yılı Temmuz ayında hükumete düzeni bozacak hiçbir faaliyette bulunmayacağı teminatı vermesi üzerine bölgede kalabilmiştir.

I. Dünya Savaşı esnasında Mutki Aşiret Reisi sıfatıyla görülen Musa Bey, diğer nüfus sahibi yerel liderlerle birlikte milis kuvvetleri oluşturarak Ruslar'ın ilerleyişini durdurmaya çalışmıştır. 3 Mart 1916’da Bitlis'i işgal etmesi sonrasında ise Mutki mıntıkasını Rus saldırıları ve Ermeni çetelerinin baskınlarından korumakla görevlendirilmiştir. Bu sırada Bitlis ve Muş'u kurtarmak için Mustafa Kemal Paşa 16. Kolordu Komutanlığına getirilmiştir. 

Osmanlı ileri harekatında başında bulunduğu milis kuvvetleriyle katılan Musa Bey, Mutki mıntıkasındaki harekatıyla Osmanlı kuvvetine destek olmuş ve 8 Ağustos 1916'da Bitlis düşman işgalinden kurtarılmıştı. Bu esnada Musa Bey ile Mustafa Kemal Paşa yakın irtibat içerisinde bulunmuş olup, ileriki yıllarda bu ilişki sayesinde Kurtuluş Savaşı'nın ilk yıllarında çeşitli görevlerde bulunmasına vesile olmuştur.

Mustafa Kemal Paşa tarafından Erzurum Kongresi'ne davet edilmekle birlikte kendisi toplantıya katılamamış ancak kongrenin son günü olan 7 Ağustos 1919 tarihinde gerçekleşen oylamada dışarıdan aday gösterilerek Bitlis Vilayeti'ni temsilen Heyet-i Temsiliye üyeliğine seçilmiştir. Gazi Mustafa Kemal'in Nutuk adlı eserinde kendisine çektiği telgraf ve Mutki'li Aşiret Reisi olarak bahisler mevcuttur.“


Mustafa Kemal´i protesto eder

Mûsa Beg cumhuriyetin ilanından sonra Türklere mesafeli olmuş ve çoktandır Kürt İstiklal Komitesi üyesidir. Kürd beylerinin elini öpen Mustafa Kemal Mûsa Beg´e de mektuplar yazar Erzurum ve Sivas kongrelerine davet eder. Türk devleti Mûsa Beg´in yazdığı cevabî mektupları hala saklı tutar. Mûsa Beg „Kürdistan´ın artık Türkiye´den ayrılması gerektiğini, bu prensibi kabul ederse cumhuriyete her türlü desteği vereceğini“ söylemiştir. Mustafa Kemal ise „Cumhuriyet Kürdlere muhtariyet verecektir, sabretmeli“ vs yazmıştır.

1923 yılında Türk gazetelerinde Kürdçülük yaptığı yazılır. 20 Aralık 1924'te Kürdçülük iddiasıyla tutuklanarak Bitlis'te vatana ihanet suçlanmasıyla yargılanmaya başlanmıştır. Ondan korkan Mustafa Kemal´in girişimiyle suçsuz bulunarak serbest bırakılmıştır. Şêx Seîd isyanına Azadi Örgütü mensubu olarak aşiretiyle büyük destek verir. İsyan yenilgiye ugradığında Kayseri´ye sürgüne yollanır. Oradan kaçıp Xerabkort köyü üzeri Rojava Kürdistanına, Binxetê´ye geçer ve Xoybûn üyesi olarak Ağrı İsyanına hazırlık yapar.

Türk devlet geleneğinde var, her isyancı Kürd ailesinden bir devlet yanlısı, işbirlikçi çıkarmak. Binxetê de Qamişlo´ya yakın Dugir köyünde, İngiliz esaretindeyken kaptığı bir virüs yüzünden immün sistemi çöken Mûsa Beg kısa sürede vefat eder. İngilizler yakaladığında, Türk hükümetinin ricasıyla İngilizler tarafından zehirlendiğine dair duyumlar var. 

Ama devlet onu ve Kor Huseyin Paşa´nın ailesini birbirine kırdırmayı başarır. Bu olay başka bir çalışmada yayınlanacaktır. Mezarı Girê Dugirê´dedir. O şimdi Haco, Arif Begê Ebbas Silêmanê Ebbas, Ebdurehman Axayê Eliyê Ûnis, Dr. Ehmed Nafiz (Dr. Nûreddîn Zaza´nın kardeşi), Hemze Begê Miksî, Dr. Qasim Miqdad Cemîl Paşa, Hesen Hişyar (Mele Hesenê Kurd) ve diğer Kürd mêrxasları arasında yatıyor.


Sasanî, İlkhanlı´dan Azerbaycan´ın kolonisi olmaya

Ermeni devlet aklı medeniyetle sorunludur. Bugün Ermenistan´da Kürdlere karşı hastalıklı bir düşmanlık vardır. Ermeniler bu düşmanlığın Sasani İmparatorluğu´nu yıkmak için Araplara koruculuk ve kılavuzluk yaptıklarında da, İlkhanlı (İlhanlı) Moğollarına Kürdleri şikayet edip onları Kürdistana yönlendirdiklerinde de Kürdleri yokedeceğini sanıyorlardı. Kaybeden hem kendileri olmuştur. Ve şimdi Ermenistan bu son Karabağ yenilgisinden sonra Azerbaycan´ın bir kolonisi durumuna düşmüştür. Psikolojik harp sadece hedeflenen kitleye zarar vermez, bumerang gibi kaynağa yönelir, kaynağı kurutur. Olmasaydı Naziler başarırdı. Olmasaydı Türk devleti Kürdleri bitirirdi. Tanrıya taptıkları gibi taptıkları İngilizler, Avrupalılar onları Türklere yokettirdi. Ruslar onları Azerbaycan´a koloni yaptırdı.


Kürdlerin Gulosu olmaz. Kürd kızları kendilerini dağlardan nehirlere atarlar

Ermeni çeteleri binlerce, onbinlerce tecavüz yaptılar. Kürdün aklına bu kızları kullanmak, İngiliz gazetelerine resimlerini göndermek gelmez. Çirkin bulur. Hiçbir Kürd kızı da Gulo olmaz. Dağa çıkar, pençeleriyle düşmanına saldırır. Başaramazsa Mûnzûr´un, Mûrad´ın soğuk sularına bırakırlar kutsal bedenlerini.


Özeti

⦁ Gulo tıpkı kemalistlerin Fadime Şahin´i gibi kullanılmış bir psikolojik harp metodudur. Gulo için bestelenen acıklı hikayeleri, Dengbêj Gulê çok çok önceleri yapmıştır, Hecî Mûsa Begê Xwêtî / Xoytî ile alakası yoktur.

⦁ Bu kilamın orjinalinde kaçıran şahıs Hecî Mîso denen Kars vilayetinde mükim bir yaşlı Osmanlı beyi yada memurudur.

⦁ Hecî Mûsa Beg (Hacı Musa Bey), Gulo yada herhangi bir Ermeni kızını kaçırmamıştır. Kaçıran Cevahir (Cewo)´dur.

⦁ Hecî Mûsa Beg´in kardeşi Cewo´nun kaçırdığı kızın adı Garşa’dır, Garşa Mîro.

⦁ İngiliz basını ve Ermeni diasporasının iddia ettiği gibi Hecî Mûsa Beg´in 4 karısı yoktur. Ömrü mücadele ve sürgünlerle geçen birine bu yapılmaz. Onun ailesi, torunları, akrabaları hayattadır.

⦁ Ermeni diasporası değişik resimler kullanmıştır, Gulo diye. Hiçbiri birbirine benzemiyor. İngiliz basınına verilen resimde gözleri kör biri, torununun yazdığı kitapda gözleri çakmak çakmak, başka yayınlarda da tamamen değişik resimler kullanılmıştır. Çünkü yalanın bacakları kısadır, fazla yürüyemez.

⦁ Gülizer (Gulo) diye piyasaya sürülen Garşa Mîro´nun bir eli yağda bir eli balda olmuş, İstanbul - Paris arası keyif içinde yaşamıştır. Meclisi Mebusan üyesi Keğam Der Garabedyan´ın ölümünde Ermeni çetecilerin bir rolü var mıdır, bilmiyorum. Kocası hakkında başkaca da duyumlar vardır, ama emin değilim diye yazmıyorum.


Raweste!

Raweste ey Ermeni kardeşim, komşum. Hecî Mûsa Begê Xwêtî gibi soylu ve yiğit bir şahsiyete iftira ettiniz. Kürd aldatılır ama aldatmaz. Garşa, Bêrîvan, Ayşe, Anna, Irina, Fatma… Tüm kadınlar annedir, kardeştir, evlattır. Savaşlarda sivillere saldıranlara lanet olsun. Zaten öldürdünüz, cesedini parçaladınız Cevahir´in. Dileyecek bir özürü kalmadı onun. Ermeni diasporası, İngiliz Avam Kamarası ve Avrupa basını Hecî Mûsa Beg´e ve onun yaşayan evlatlarına özür borçludur. Ermeniler Türk devlet aklını taklit etmeyi bırakmalı, Kürdlere düşmanlıktan vazgeçmelidir. Kürdlerin koruması kalkınca bir koloni durumuna düştüler. Kürdler arkadan hançerlenmeyi unutmazlar.


Not: Bu makaleyi önce Kürdçe yazdım. Bazı Türkçe yazan Kürd siteleri „Türkçesini yaz, yeni nesiller bilsin, yayınlayalım“ dediler ve yayınlamadılar. Sebebi Ermenilere yalancı demişim. Yani ambargo uyguladılar. Ben de buradan paylaşıyorum, Kürd kemalist partilerinin ve onların sitelerinin cani cehenneme. Kürdün tepesine çöreklenmiş kripto Türkler, kripto Ermeniler bilsin ki Kürd yüce bir makamdır. Onlarin hizmetine girmiş şal takan maganda Kürd aydınları, siyasetcileri de bilsin ki yakın gelecekte onları tarihin sergosuna atacak bir Kürd nesli geliyor.


4 Aralık, 2020

D. Hüseyin Turhan (Dara Gimgimî)


Nivîsara gorbihuşt Dara Huseyin Turhan (Dara Gimgimî). Wesiyet kiriye ku hemî arşîva wî teslîmê min bikin. Ez ê çi ji destên min hatiye bikim. Xwedê rehma xwe lê bike. Darius Winzer.


Darius Winzer

X- Twitter: https://x.com/Darius_Winzer


© Hemî maf parastî ne. Destûra nivîskar bixwazin.

Freitag, 18. April 2025

Kîkkûlî

Wergera kîtabeya Kîk-Kûlî yê Mîtanî

Yekem û kevnartirîn rênameya kedîkirin û perwerdekirina hespan e ku sala 1345 BZ ji aliyê seyîsekî Mîtaniyan ve hatiye nivîsîn. Kîk Kûlî an Kîkûlî ji welatê Mitaniyan wekî koçber hatiye welatê Hatiyan û ev rêname bi devoka Hatîkî nivîsiye. Çima dibêjim devok, lewra zimanê Horî, Hatî, Lûvî û Mitaniyan hema hema yek bûn. 

Lewheya nivîsê li paytextê Hatiyan (Hîtît) Hatûşayê hatiye vedîtin. Rêname ji 1080 rêzikan pêk tê. Li ser çar lewheyan hatiye nivîsîn. Tê de behsa perwerdekirina hespan dike. Navê hostayê hespan Kûlî ye, xwe bi navê Kîk Kûlî, ango "Kulî Efendî" binavkiriye. Di nivîsê de bandora devoka Mîtaniyan kivşe ye, lewra hin peyv bi devoka Mîtaniyan hatine nivîsîn. Bi ya min, Kîk Kûlî baş bi Hatîkî nedizaniye.

Tê zanîn ku Mîtanî bi hespên xwe deng vedane. Herwiha bi çandiniya zeytûn û hinarê jî. Efrîn hê jî bi zeytûnên xwe navdar e. Paytextê Mîtaniyan Waşûkanî (Serêkaniyê) bû. Kîk Kûlî hespên xwe 214 rojan de perwerde dike.

Nivîsa orîjînal rêbernameyek teknîkî ya bi 1080 rêzan e û wergera wê ya giştî di xebatên akademîk de (mînak, weşanên pisporên Hîtîtolojî) tê dîtin. Ev kurte ya min wergerandiye, avahî û prensîbên sereke yên nivîsê nîşan dide. 

Ji bo wergera giştî divê destûr were girtin. Mafê min nîne ez bikevim sîstema Hîtîtologan. Mixabin pisporên me serê xwe bi van tiştan re naêşînin. Çi bikim!?

Mîtanî di pêşxistina erebeyên şer ên sivik de pêşeng bûn û ev nivîs pisporiya wan a di terbiyekirina hespan de nîşan dide. Rêbazên Kîk Kûlî bi hin prensîbên ku di perwerdeya hespan a nûjen de têne bikaranîn re dişibin hevûdu.  


Ferhengok

Bo hûn baş ji rênameya Kîk Kûlî têbigihên, ev ferhengok girîng e.

Aspa: Hesp

Aşşa: Rengdêrek bo hespan e. Ango cureyek ji hespan e. Hespê ciwan û perwerdekirî bo erebeyên şer ên artêşê.

Aşva, aśva: Hespên bezê.

Aspawar: Pirjimariya hespan.

Aşşawar: Pirjimariya hespên artêşê.

Danna: Dan, danê xwarinê. Di kîtabeyê de ev term bo hespan hatiye bikaranîn. Ango divê hespên tor ên bazê, di her çaryekek carê de bêhna xwe bigirin. Kîk Kûlî ji ber wê ji çaryekê re gotiye "dan". Ango 15 xulek. Bi texmînî di 15 xulekan de hespên tor kêmzêde 10 km dibezin. Îhtîmalek e ku Mîtaniyan ev pîvan bo 10 km bikaranîne. Nizanim.

Îkkû: Peyv tê wateya yek, hindik. Ev pîvanekî Hatî û Mîtaniyan e. Çend km ye kes nizane. Zanist texmîn dikin ku ev mesafeyek bi qasî 800-1000 metreyê ye. Hinek zanist jî dibêjin 3-4 km ye.

Kîk: Efendî, esilzade.

Şe: Cehê bêqalik.

Arpa: Cehê biqalik (Hordeum vulgare L.).  Peyva Arpa ji Mezopotamyayê belav bûye. Beriya niha 19 hezar salan, li Mezopotamyayê çandiniya wê hatiye kirin û beriya 2000 salan derbasî Çînê bûye. Ji zimanê Çînî derbasî Mongolî bûye. Tirk jî dibêjin Arpa.

Wartana: Tûr, tûra bezê.

Aîka wartanna: Yek tûrek.

Panza: Pênc.

Panza wartana: Pênc tûr.

Aşûşanî, aššuššanni: Zanistê, perwerdekarê, hostayê, navdarê hespên artêşê. Ku Kîk Kûlî xwe wisa binavkiriye.

Lû: Lo, bo mêran. Li vir tîpa "û" dengê "ö" ya Almanî dide, ango LÖ. Di Kurdiya îro de LO. 

Lûaşanî, LÚAŠŠANI: Hostayê hespan (bo mêran).

Memaî: Axavtinên wekî temiyan. Temîkirin.

Ûrû, ûr: War, cih, mekan.

Ûrû Mîtanî: Warê Mitaniyan.

Şîwat, šiwatt: Bi zimanê Hatiyan berbang, berbanga rojê.

Parxaî: Beza hespê ya sivik. 

Şaxayî: Beza hespê ya bilez.

Raxayî: Cure bezek hespê ye. Kîjan e nizanim, nedît.

Tarayî: Cure bezek hespê ye. Kîjan e nizanim, nedît.

Galpayî:  Cure bezek hespê ye. Kîjan e nizanim, nedît.

Nûmayî: Birêveçûna hespê. Ango dema nabeze, tenê dimeşe.

Katta: Ketin, berjêr. Hesp berjêr hêdî bibezin dibêjin "aspa katta parxaî".

Apêda, apēda: Li pey, paşiyê de çûyîn.

Zik: Zik, bo mînak zikê mirov.

Zikî, zikki: Orteya tiştekê. Ji xwarina navrojê re herwiha zikî digotine.

Şîpayî: Bi zimanê Hatî Vexwarin.

Watar şîpayî: Bi zimanê Hatî av vexwarin. Av di zimanê Horiyan û Mîtaniyan de appa ye.

Şûwa, šūwa: Şev.

Tamma: Tîmarkirin, pak, temîz. 

Xûeşaî: Xwarina ajalan.

Axûr, ahhûr: Axûr, tewle.


Destpêkê de

Kîk Kûlî diyar dike ku divê hesp ji aliyê fizîkî û derûnî ve ji bo karanîna di erebeyên şer de bên amadekirin. Perwerde di nav demekê de (bi gelemperî 7 meh) bi awayekî qonaxî tê sepandin. Armanc ew e ku hesp karibin di mesafeyên dirêj de bêyî westandinê bibezin û bi lez bersivê bidin fermanan.

Prînsîbên bingehîn ên bernameya perwerdeyî

Zêdebûna Kondîsyonê ya qonaxî: Hesp bi temrînên hêsan dest pê dikin û bi demê re derbasî karên dijwartir dibin. Ev nêzîkatî dişibe perwerdeyên navberî yên nûjen.  

Xwarin û bêhnvedan: Bal tê kişandin ser parêza hespan. Di nivîsê de, talîmatên di demên diyarkirî de danîna xwarinê (ceh, kax) û avdanê hene. Rojên bêhnvedanê ji bo vejandina hespan girîng in.  

Cureyên Temrînan:  

Peyatî û bezîn: Hesp di mesafeyên diyarkirî de peyatî û bezîna sivik dikin. Mesafe hêdî hêdî zêde dibin.  

Perwerdeya navberî: Kîk Kûlî pêşniyar dike ku hesp bi bezînên kurt û bi şidda bilind (sprint) berxwedana xwe pêş bixin.  

Temrînên Şevê: Di hin rewşan de hesp bi şev têne xebitandin, ev jî dihêle ku ew xwe bi şertên cihê biguncînin.  

Avjenî: Avjeniya hespan di çem de ji bo pêşxistina masûlkeyan û berxwedanê tê pêşniyar kirin.  

Lênihêrîn û hîjyen: Tê destnîşankirin ku divê hesp bi rêkûpêk bên şûştin, tîmâr kirin û axûrên wan paqij bêne girtin. Di nivîsê de hûrgilî hene, mînakî, divê hespên xwêdan dane bi ava sar neyên şûştin.

Nimûneyên ji pêvajoya perwerdeyî 

Nivîs pêvajoyek perwerdeyê ya 7-mehî roj bi roj diyar dike. Nimûneyên beşê wiha dikare bên kurtkirin:  

Meha yekem: Hesp rojane çend kîlometre bi leza nizm dimeşin. Rojê du caran xwarin tê dayîn, av bi zêdeyî tê vexwarin. Hefteyê carekê rojek bêhnvedanê tê sepandin.  

Meha duyem û sêyem: Mesafeyên bezînê zêde dibin. Hesp sibeh û êvarê, du caran têne xebitandin. Bezînên navberî dest pê dikin, ser re qilkirinên kurt û paşê jî peyatî.  

Meha çarem û piştre: Hesp derbasî bezînên mesafeyên dirêj û temrînên şevê dibin. Danişînên avjeniyê têne zêdekirin. Perwerde bi bidestxistina kondîsyona tam a hespan bi dawî dibe.


Jêderka wergerê

"...Kîk-Kûlî, terbiyekarê hespan ê welatê Mîtanî, wisa diaxive (temiyan dike):  

Talîmatên Perwerdeyê:  

Roj 1-50 (Tableta Iem):

Sibehê: Hespan ji axûrê derxînin. 1 danna bimeşînin. Nîvro: Ceh û giya bidin, avê bidin vexwarin. Êvarê: 1 danna bimeşînin. Şevê: Hespan bibin axûrê, tîmâr bikin, axûrê paqij bigirin. Hefteyê carekê rojek bêhnvedanê bi kar bînin; tenê tîmâr û xwarin bidin.  

Roj 51-100 (Tableta IIem):

Sibehê: Hespan ji axûrê derxînin. 2 danna bezînin, 1 ikku bi lez bezînin, paşê 2 ikku bimeşînin. Nîvro: Ceh, giya û avê zêde bidin. Êvarê: 1 danna bimeşînin. Şevê: Hespan bibin axûrê, tîmâr bikin, axûrê paqij bigirin.  

Roj 101-150 (Tableta IIIem):

Sibehê: Hespan ji axûrê derxînin. 5 danna bezînin. Nîvro: Ceh û giyayê zêde bidin, avê bidin vexwarin. Êvarê: 2 danna bimeşînin, di çemê de avjeniyê bikin. Şevê: Hespan tîmâr bikin, xwêdan dabin bi ava sar neşon.  

Roj 151-214 (Tableta IVem):

Sibehê: Hespan ji axûrê derxînin. 7 danna bezînin, fermanan kontrol bikin. Nîvro: Xwarin û avê bidin. Êvarê: Tîmâr bikin, axûrê paqij bigirin. Şevê: Hespan ji bo domdariyê bi temrînên sivik bixebitînin.  

Dawî:

Kîk-Kûlî dibêje: Ger talîmat bi dîsîplîn bêne şopandin, hesp dê ji bo erebeyên şer bê kêmasî amade bibin. Tenduristiya hespan biparêzin, talîmatan bi temamî bicîh bînin..."


Darius Winzer

X- Twitter: https://x.com/Darius_Winzer


© Hemî maf parastî ne. Destûra nivîskar bixwazin.



Darius Winzer: "Min bi kilamên dengbêjiyê nexweşiya şêrpenceyê têkbir". Jînenîgariya (biyografiya) Darius Winzer Darius Winzer kî ...